İçereği Atla
Rove ve Raven Yayınevi kitapları, yayınevinden doğrudan kapınızda. 0537 460 50 60 [email protected]

Hapishanenin Doğuşu

390,00 ₺ 390,00 ₺ 500,00 ₺

1–2 iş gününde kargoda

Stokta 18 adet

Mesafeli Satış Sözleşmesi · Teslimat ve İade
2.000 TL üzeri ücretsiz kargo · PayTR ile güvenli ödeme

ISBN: 9786053148210

Baskı1. Baskı
Sayfa Sayısı352
Boyut13,50 x 21,50
Kağıt Cinsi2. Hamur
Cilt TipiCiltsiz
DilTürkçe

Kitap Hakkında

“Ceza infaz kampüsü”, “denetimli serbestlik”, “elektronik kelepçe”, “mülteci kampları”, “yurtdışı çıkış yasağı” gibi cezai ve siyasi aygıtlar her geçen gün gündelik hayatımızın daha büyük bir parçasına dönüşüyor. Teknolojik ilerlemelerin bilgiyi demokratikleştirme vaadi unutuluşa terk edilip gözetlemenin yeni yollarını bulmak üzere seferber ediliyor. Sadece tehdit ile tehlike mefhumları değil, cezalandırma pratikleri de muğlaklaşıyor. İşte bütün bu gelişmeler, Michel Foucault’nun elli yılı deviren klasik eserini yeniden okumaya “davet ediyor” bizi. Foucault, Batı’da cezalandırma pratiklerinin değişmesiyle ortaya çıkan hapishane kurumunun titiz bir tarihini yapıyor. Bunun için de cezalandırmanın bir ibret vesikası olmaktan çıkarılıp güya medenileştirildiği, hatta suçun “doğru anlaşılması” ve suçlunun “ıslah edilebilmesi” için hukuk, mimari, kriminoloji ve psikoloji gibi bilgi alanlarının yardıma çağrıldığı bu sürecin en karanlık dehlizlerine ışık tutuyor. Kendisini düzen ve ıslah iddiasıyla meşrulaştıran hapishane kurumunun sürekli reforma ihtiyaç duymasının ve siyasi işlevlerini hasıraltı etmeye çalışmasının aslında başarısızlığının bir itirafı olduğunu öne sürüyor. Nihayetinde de hapishaneyi neden salt fiziksel bir kapatma kurumu olarak düşünmememiz gerektiğini, kapatma ile kapitalizmin göbekbağını gözler önüne sererek açıklıyor. Yepyeni bir çeviriyle yayımladığımız bu klasik yapıtın okunup tartışılmasının aciliyeti her geçen gün artıyor. Tabii Foucault’nun o meşhur cümlesini aklımızdan hiç çıkarmadan: “Hapishanelerin fabrikalara, okullara, kışlalara, hastanelere benzemesinde şaşılacak bir şey var mı?”